post icon

Seni Kaybettiğim Yerde Kendimi Buldum

Neler söylenmemişti ki “susabilmek” hakkında, nice ünlü düşünürler, nice büyük şairler hep susmanın erdemine, zorluğuna, derinliğine işaret ediyordu. Ben başarmıştım bunu, bütün yaşananlara rağmen susmayı tercih etmiştim. Çoğu kimse tarafından korkaklık, çekingenlik, cesaretsizlik vs. olarak algılansa da ben susmayı, daha doğrusu susabilmeyi öğrenmiştim. Kim sayesinde, nasıl, ne şekilde ve ne zaman oldu,  çok da önemli değildi çünkü susmuştum. Bir yaşam biçimine dönüşmüştü artık susmak.

Sustuğum kadar özgürdüm ve özgürlüğüm kadar sana susuyordum. Hâlbuki hiç tanımamıştım seni ve hiç var olmamıştın, buna rağmen susarak özlüyordum seni, çok garipti evet. Uzaklara çivili bir deniz gibiydin resimlerde ama ben özlüyordum seni. Susarak sevgisini ilan eden çok vardı hâlbuki ama bir başka seven yoktu benim sustuğum biçimde. Bütün kelimeler, bütün özlemler, bütün sevmeler bir susmanın içindeydi ve anlatmaya bir sözcük, bir bakış, bir ışık arıyorlardı. Ardına kadar açmıştım kapılarını suskunluğumun, yolunu gözlüyor ve sana seninle dolu kocaman bir dünya sunuyordum. Gelmeliydin ama uzaklığını ölçmeye başladığımda mesafeler artıyordu içimde, arttıkça susuyordum, ne kadar susulacaksa o kadar susuyordum. Susuşum cümlelerimi yitirdiğimden değildi, gecikmiş zamanların öncesinden susuyordum sana, duy beni diye, sen ise sağır sevdamın dilsiziydin sadece. Ben, sustukça sen oluyordum, sen sustukça seni buluyordum, buldukça kaybediyordum, kaybettikçe de…

Gittin mi, yoksa hiç mi gelmedin? Varlığınla yokluğunu ayırt edemiyordum, yoksa bir düşten mi ibarettin sadece? Bilmiyordum, bildiğim tek şey bana susmayı öğrettiğindi. Susarak büyüttüğüm aşk mıydı, sevgi miydi, sen miydin, bunların cevabını bulduğumda susmalarım miadını doldurmuştu. Konuşmaya başlamıştım, kendiliğinden olmuştu bu, şaşırmıştım çünkü ben konuşuyordum artık, üstelik daha anlamlı cümleler kuruyordum, hayretle kendimi izlemeye başlamıştım, uzun zaman olmuştu ama ben gülüyordum, gece yattığımda saatlerce uykusuz bırakan düşünceler kaybolmuştu, yatar yatmaz uyumaya başlamıştım, mutlu uyanıyordum sabahları.

Sen, aklıma daha az gelmeye başlamıştın, geldiğinde ise koşar adım uzaklaşıyordun. Zamanla daha seyrek, daha seyrek gelişlerin oluyordu, hatta ara sıra sabrımı zorladığın anlar da yok değildi.  Susarak, susayarak büyüttüğüm, özlediğim sen, ufuk çizgisinde bir noktaya dönüşüyordun git gide. “Beni kim mutsuz edebilir ki” diye soruyordum kendime, düşünüyor, düşünüyor, seninle ilgili tek bir şey bile getiremiyordum aklıma. Aklıma gelenler ise zaten yanımda olması gerekenler oluyordu. Seni kaybetmiştim artık, seninle ilgili hiçbir şey kalmamıştı içimde, zorluyordum ama hatırlamıyordum, hatırladıklarım ise hep “ben” ile ilgiliydi. Halbuki “bir ben gördüm, ben, siz; bir de sen, sen, siz !”  demiştim sana, bunu söyleyen ben, hatırlamayan yine ben.

Nereye gitmiştin, neden gitmiştin ve en önemlisi neden gelmiyordun hiç. Hiç, evet kocaman hem de kocaman bir hiçlikti sana susmalarım. Hiçlikti diyorum ama gereksizliğine de inanmıyordum, hep gerekliydin sen, şimdi hiç olabilmek için. Bir insanın, içinde büyüttüğü, özlediği, hasretle kavuşmayı beklediği,  içi burkularak düşündüğü, düşündükçe acıyı tattıran, tattırdıkça da bağımlısı olduğu şey, hatırlanamayan kocaman bir hiç. Ne saçma!

Hâlbuki hayat klasik deyimle, su gibi akıp geçiyor ve hiç birimiz farkında olmuyoruz, hiçliklerin peşinde koşarak. Yaşadığımız onca şeyi daha dünmüş gibi hatırlıyoruz ve takvime baktığımızda ise senelerin inanılmaz hızlı bayrak değiştirdiğine şahit oluyoruz. Bizler, bu kadar değerli olan ve bu kadar önem verdiğimiz insanların önem ve değer algılarındaki değişikliklerin, hayatın bayrak değiştirme hızıyla doğru orantılı olduğunu, bencilliğin alıp başını gittiğini, saflık ve temizlik kavramlarının anlamsızlaştığını, yalan söylemenin doğru bir gerçeklik olarak kabul gördüğünü, kimseye gereğinden fazla değer verilmemesi gerekliliğini anladığımız zaman ise kendi özgürlüğümüzü keşfediyoruz.

Evet, ben özgürlüğümü keşfedeli çok uzun zaman oldu. Ben özgürüm , çünkü seni kaybettiğim yerde kendimi buldum, kendimi bulduğum yerde seni kaybettim.

(Kendimi bulunca da böyle saçmalarım işte.. )

27. Kas, 2010
  • 1 Yorum
  • Facebook'ta Paylaş

1 Yorum

Yorum Yaz
  1. hüzün
    17. Kas, 2011 at 12:36 #

    ve sonunda bende okudum…

özgürüm - özgür aydın