Ayrılık değil, özlemek hiç değil; en büyük acı, bu giderek büyüyen boşlukmuş… En büyük dert, kimi özlediğini, kimi sevdiğini bilememekmiş… En büyük kayboluş, sevip sevip sonunda kimi sevdiğini bilememekmiş… İçimde bir ses, durmadan, dünyanın sonu geldi diyor. Dünyanın sonu, bu halime öyle çok uyuyor ki hiç üzülmeden, hiç korkmadan kabulleniyorum onu. Öylesine bencilim ki dünyanın sonunu, kendim gibi çok seviyorum.
Kendim, diyorum; oysa kendim diye bir şey var mı gerçekten, işte onu hiç bilmiyorum. Kendim deyince aklıma o sahipsiz sızı geliyor. Kendim deyince, sen artık yaşama, sen artık bütün duygularını yitirdin, bir daha hiçbir zaman eskisi gibi sevemeyeceksin, diyen o ses geliyor aklıma. Kendim deyince kimse beni bilmesin tanımasın istiyorum. O büyük yanlışlarım, o büyük yanılgılarım aklıma gelince, sonsuza dek evime kapanmak istiyorum. Evimde kalıp o büyük boşluğumu kapatmak istiyorum. Çünkü, o büyük boşlukla saldırıya çok açık hissediyorum kendimi. Çünkü, beni böyle herkes yaralayabilir. Evinde kal ve öleceksen inleye inleye evinde öl, diyorum kendime. Ama kalamıyorum gecenin bir yarısı sokaklara atıyorum kendimi. Gözlerime vuruyor içimin boşluğu. Bir sancı gibi… Ruhumu yeraltına kapatarak dışarıya çıkıyorum. Bu yokluğu ben hazırladım kendime. Şimdi hiçbir yere ait değilim…
Cezmi ERSÖZ










Ey kör bu yer bu gök bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
bir nefestir alacağın;o da boştur boş!